Ömer Seyfettin, Türk edebiyatının mühim sanatçılarından birisiydi. Kısa ömrüne birçok eser sığdırdı, yeni akımların doğmasına öncülük etti ve hazin bir hastalık sonucu göçüp gitti bu dünyadan.

Genç Kalemler ve Yeni Lisan Hareketi
Ömer Seyfettin askerlik görevinden ayrıldıktan sonra, 1911 yılında Selanik’te çıkarılan Genç Kalemler dergisinin ilk baş yazısını yazmıştı. Yeni Lisan adlı bu yazısı edebiyatımıza bambaşka bir nokta-i nazariye getiriyordu. Ömer Seyfettin’in Fransızca bilgisi iyi düzeydeydi. Türkçe’de sadeleşmeyi savunuyordu. Aynı zamanda Türkçü bir düşünceye sahipti. Bu minvalde ilerleyen yıllarda da birçok eser verdi.

Tartışma Konusu Olan Eserleri
Ömer Seyfettin’in çocuklar için yazdığı birçok hikaye kitabında, şiddet ve korku ögelerine değinmesi, günümüzde bir tartışma konusunu ortaya getirmiştir. Gerçekten de yazarın bazı eserlerinde tartışma konusu olabilecek biçimde, küçük yaştaki çocuklara ağır gelebilecek ögeler mevcuttur. Ve bu konular halen günümüzde ayrı bir tartışma konusudur.

Amansız Bir Hastalık
Ömrünü öğretmenliğe ve yazılarına ayıran Ömer Seyfettin, 1917 yılına gelindiğinde amansız bir rahatsızlığa tutuldu. Doktorlar bu hastalığı bir türlü teşhis edemiyorlardı ve elden hiçbir şey gelmiyordu. Genç yazar hızla ölümün soğuk kollarına doğru kayıyordu. Fakat bu rahatsızlık sırasında bile Ömer Seyfettin yazılarını ihmal etmedi, birçok hikaye yazdı, aynı zamanda öğretmenliği de sürdürüyordu. Doktorlar bol bol meyve yemesini, üzüm hoşafı içmesini tavsiye ediyorlardı. Oysa Ömer Seyfettin şeker hastasıydı, fakat o günün tıbbî şartları bunu anlamaya yetmemişti.
Ömer Seyfettin’in rahatsızlığı 1917-1920 tarihleri arasındaki 3 yıl boyunca gittikçe ilerlemişti. Nitekim 1920 senesinin 25 Şubat’ında, yazarın hastalığı hat safhaya ulaşmıştı. 4 Mart günü Ömer Seyfettin, Haydarpaşa Hastanesine kaldırıldı. Buradaki 2 günlük yaşam mücadelesi sonucunda 6 Mart 1920 günü, Ömer Seyfettin daha 35 yaşında iken hayata gözlerini yumdu. Ölümünden yıllar sonra ise Ömer Seyfettin’in naaşının sahipsiz kalındığı ve tıbbiye öğrencilerinin derslerinde kullanılmak üzere bir kadavra haline getirildiği söylendi. Peki gerçekten de büyük yazar, öldükten sonra bile huzura kavuşamamış mıydı?
Otopsi mi, Kadavra mı?

(Yayıncının Notu: Her ne kadar bu resimdeki cesedin de Ömer Seyfettin’e ait olduğu ifade edilmekte ise de; Kanaatimce bu iddia doğru değildir. Fotoğraflar yakından ve dikkatle incelendiğinde, 1. Fotoğraftaki mekan ile 2. Fotoğraftaki mekanlar aynı değildir. Diğer taraftan 1. Fotoğrafta yer alan ceset ile 2. Fotoğraftaki cesedin farklı olduğu bellidir. 2.Resimdeki yüz tıraşlı. İkinci resmin “Bir Otopsi Ortamı” nda çekilmediği ve fotoğraftaki diğer kişilerin doktor veya tıp öğrencisi olmadığı aşikar.)

Ama ünlü yazarın cesedinin başına gelenler bu kadarla da sınırlı kalmadı: Onun kemikleri ölümünden 19 yıl sonra Asya’dan Avrupa’ya taşındı
Gerekçe ise, Mahmud Baba haziresinin üzerinden yol geçecek olmasıydı! Bu yüzden Seyfettin’in mezarı, 23 Ağustos 1939’da Zincirlikuyu Mezarlığı’na nakledildi.
Kısacık yaşamına birçok eser sığdıran ve Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Ömer Seyfettin, yalnız başına öldü ve öldükten sonra da hiçbir şekilde değer görmedi…

Oltulu "Sınırsız Bilgi Paylaşım Platformu"
