Anasayfa / Dağarcık / Bilgi Demeti / Hezarpare (Binparça) Ahmed Paşa

Hezarpare (Binparça) Ahmed Paşa

“Bir Sadrazam düşünün;  fetva ile idam ediliyor. Ne oluyorsa bundan sonra oluyor. Padişah ve sadrazam boğdurulup bırakılıyor. Sonrasını ise Tarihçi Reşat Ekrem Koçu şöyle anlatıyor: ‘Ahmet Paşa şişman bir zattı. İdamdan sonra cesedi soyularak At Meydanı’na bırakılmıştı. Yeniçerilerden birkaç kişi ise cahil halkın batıl inançlarından istifa ederek ‘İnsan yağı romatizma ağrı ve sızılarına devadır.’ diyerek 5-10 akçeye lokma lokma dağıtmış, halk paşanın bu lokmalarını alıp kollarına ve bacaklarına sürüp bağlamış ve paşanın iri yapılı vücudu bir iskelet kadar kalmıştı.’ Bu olaydan sonra ise Paşa’ya Hazerpare yani ‘Binbir parça paşa’ lakabı veriliyor.”

Hezarpare Ahmed Paşa, ölümünden önceki ismi Tezkereci Ahmed Paşa, Osmanlı padişahı İbrahim’in saltanatında 21 Eylül 1647-7 Ağustos 1648 tarihleri arasında on ay on altı gün sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamı.

Hayatı

Kapıkulu süvarilerinden birinin oğludur. İstanbul’da Tavşantaşı semtinde doğmuştur.

Eğitiminden sonra katiplikle maliye hizmetine girmiştir. Yazısı işlek ve güzel olduğu için katiplikte ilerleyerek Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’ya tezkereci olmuştur. Bu işinde dolayı, sağken “Tezkereci Ahmet Paşa” olarak anılmıştır. Sonra mevkukatçı defteremini olmuştur. 1646’da sipahi bölüğü ağalığı verilmiştir. Fakat Divan-ı Hümayun’daki işine gittiği ikinci gün Osmanlı Padişahı İbrahim’in gözünü çekmiştir. Ekim 1646’da defterdar olmuştur.

1647’de Sultan İbrahim’in şehir dolaşımları sırasında bir ot arabasının yolu kesmesinden gazabe gelmesi sonucu Sultan sadrazaman olan Nevesinli Salih Paşa’yı orada bulunan bir imamın evindeki kuyu ipi ile idam ettirdi. Sadrazamlık için mühr-ü hümayun Girit’te seferde bulunan Kaptan-ı Derya Kara Musa Paşa’ya verilmesi kararlaştırıldı. O İstanbul’a gelinceye kadar o zaman defterdar olan Tezkereci Ahmet Paşa’ya İstanbul sedaret kaymakamı görevi verildi. Mühr-ü hümayun Girit’e bulunan kaptan-ı deryaya deniz yolu ile gönderildi. Ancak 5 gün sonra Kara Musa Paşa, sadarete tayininin haberini almış ama mühr-ü hümayun daha Girit’e varmamış iken, 21 Eylül 1647 günü kuşatma altında bulunan Kandiye kalesi önünde öldü. Bu ölüm üzerine mühr-ü hümayunu Girit’e götürmekte olan gemiler geri çevrilerek mühür İstanbul’a geri getirildi. Sadrazam kaymakamlığı yapmakta olan Tezkereci Ahmed Paşa asaleten sadrazamlığa atandı. Aynı zamanda Tezkereci Ahmed Paşa’nın sultanın henüz iki yaşında olan kızı Beyhan Sultan ile evlilik namzetliği yapılıp yeni sadrazama saraya “damat” olma şerefi verildi.

Sadrazam olarak Tezkereci Ahmed Paşa’nin ilk icraatı eyalet valilerinden ve sancak beylerinden devlete yeni varidat sağlamak için yeni ek vergiler toplamaları için ferman göndermek oldu. Sivas Valisi olan Varvar Ali Paşa istenilen ek verginin yoksul halktan toplanamayacağını İstanbul’a bildirdi. Aynı sıralarda Sivas’ta bulunan İbşir Paşa’nın nikâhında bulunan namuslu karısının güzelliğini duyan Sultan İbrahim Sivas valisine bu namuslu kadını İstanbul’a göndermesi için bir emir de göndermişti. Bunları kötü yönetime çok önemli işaretler olarak gördüğünü ilan eden Varvar Ali Paşa Sivas’ta merkezi hükûmete karşı ayaklandı ve devlet tarafından Celali olarak kabul edildi. Onu tenkil için üzerine gönderilen askeri güçlere serdar olarak da İbșir Paşa görevlendirildi.

Sedareti sırasında Sultan İbrahim’in kadınlara düşkünlüğü daha da artmıştı. Paraya çok düşkün olan cariyeler dolayısıyla saray, büyük savruk harcamalar yapmaya devam etmekte idi. Askere ulufe vermek çok güç hale gelmişti. İlmiye ve ordu rütbeleri alınması ve yeni tayinleri için yapılan ödemeler çok büyük meblağlara varmıştı. İstanbul dışındaki eyalet valileri ve taşra ayanları İstanbul’a durmadan hediye ve rüşvet akıtır oldular. Sultan İbrahim sarayına aldığı cariyelerden bıkınca onları saraydan çıkma cariye olarak vezirler, beylerbeylerine nikâhlatıp onlardan hediyeler ve paralar almaktaydı. Saraydan çıkma cariyelerle evlenen ileri gelenler de rüşvetsiz iş yapmaz olmuşlardı. Sadrazamın kardeşi olan İbrahim Ağa’nın sadrazama rüşvet aracısı olduğu İstanbul’da çok yaygın olarak bilinmekteydi. İbrahim Ağa’nın sarayla ilişkisini ise karısı Hubayar Kadın yürütmekteydi.

Girit’te savaş devam etmekteydi. Nisan 1648’de Venedikliler Çanakkale Boğazı önüne 60 kadar gemiden oluşan bir filo göndererek Boğazı Osmanlı gemilerine kapattılar. Çoğunluğu Hollandalılar ve İngilizlerden kira ile tutulan ve onlar tarafından çalıştırılan gemilerden oluşan, Venedik amirali Giacomo Riva komutası altındaki bu filo kış mevsimi 13 gemiye indirildi; 1649 ilkbaharında yeniden takviye alarak 19 gemiye çıkartıldı.

İstanbul’da Sultan İbrahim’in savruk harcamalarını karşılamak için Sadrazam zenginlerin mallarını müsadere etmeye koyuldu. Tezkereci Ahmet Paşa’nın kethüdası Arnavut Ahmed, tezkerecisi Sanizade Mehmet Efendi, çavuşbaşısı Durak, selamağası Sarı Mustafa İstanbul zengin esnafı arasında ek vergi geliri toplamak için terör havası estirmekle tanınmaktaydılar. Müsadere edilen mallardan sadrazamın pay aldığı bilinmekte idi ve onun Anadoluhisarı, İncirli, İstanbul’da yaptırdığı yeni konaklar ve Küçükçekmece’de yaptırdığı yeni köşk bu gelirlerden finanse edilmiş idi.

Tezkereci Ahmet Paşa yalancılıkla meşhurdu. Bosna’nın kilidi mevkiinde bulunan gayet müstahkem Kilis kalesi Venedikliler eline geçtiğinde bunun haberini Sultan’a verirken Venediklilerin eline geçen mevkinin alelade bir kilise olduğu yalanını gayet ciddi olarak söylemiş ve Sultan’ı böylece kandırmış olduğu hakkında anlatılanlardandır.

Sultan İbrahim’in son bir yeni tutkusu samur kürkü ve amber oldu. Eyalet valilerine yazılan fermanlarla onlardan samur ve amber göndermeleri emredildi. İstanbul’daki zenginlerin kethüdalarından zorla samur ve amber bedelleri alınmaya başlandı. Harem odaları duvarları birer ikişer samurla kaplanmaya başlandı. Örneğin Sultan İbrahim bir gece ani kararla 8. hasekisinin dairesini samurla kaplama kararı aldı. Sadrazam gece yarısı Bedesten’i zorla açtırdı ve dükkân ve mahzenlerde bulunan samur kürkleri ve ipekli kumaşlar toplatıldı ve saraya gönderildi. Ama yeniden döşenilen daireyi Sultan beğenmedi; Başdefterdarı azletti ve kız kardeşinin mallarına el koydu. Samur ve amber vergisi devlet ricali, yüksek ulema ve sonunda ocak ağalarına da teşmil edildi. Girit seferinden yeni dönen Yeniçeri Ocağı kethudası Kara Murad Ağa kendisinden samur ve amber vergisi istemeye gelen memuru “Ben Girit’ten geldim. İnce perdaht barut ve yağlı kurşundan gayri nesnem yoktur. Samur ve amberin adını biz elden işitiriz, görmemişiz!” diye kovması hikâyesi İstanbul’a yayıldı. Bu vergilere karşı tepkiye bir büyük odak oldu.

Sultan İbrahim savruk harcamaları tamamen mücevher işli yeni bir saltanat kayığı yaptırması isteği ile daha da arttı. Bunun için esnaftan, ulemadan, ocak ağalarından ve devlet ricalinden ek vergiler istenildi ve buna muhalefet edecek olanların cezalandırılacakları duyuruldu. Valide Kösem Sultan, bunun bir patlamaya yol açabileceğine dair Sultan İbrahim’i uyarmak istemesi dolayısıyla saraydan atılarak İskender Bahçesi’ne sürgün edildi. Sadrazam Tezkereci Ahmet Paşa ise kendi savruk harcamalarına devam etmekte ve oğlunun düğünü için yaptığı eğlentiler ve ve harcamalar hakkındaki haberler şehirde herkese yayılmakta idi.

7 Ağustos 1648’de ulema Fatih’te ve (başlarında yeniçeri ağası) kapıkulu ocakları ağaları Etmeydanında Orta Camii’de toplandılar. Sultan İbrahim’in sefahatine ve koyduğu samur ve amber vergisine karşı olarak bir ayaklanma üzerinde anlaştılar. Sabahleyin silahlanmış kapıkulu askerleri Fatih Camii avlusuna geldiler. Bunu haber alan sadrazam Tezkereci Ahmet Paşa korkup saklandı. O zaman başdefterdar olan Sofu Mehmed Paşa Fatih Camii’ne çağrıldı ve burada isyancıların liderleri olan ocak ağaları ve ulema liderleri tarafından geniş tecrübesi nedeniyle kendisinin sedarete getirildiği ilan edildi.

O zamana kadar sadrazam olan Tezkereci Ahmet Paşa saklandığı için kendisinden mühr-ü hümayun alınamamıştı. O akşam geç saatlerde Tezkereci Ahmet Paşa saklandığı konağında yakalandı. Konağı yağmalandı. Eski sadrazam, Fatih Camii’ne isyancı kapıkulu askeri komutanları; ulema liderleri ile olarak bunların veziriazam seçtikleri ve sarayın da bunu teyit ettiği Sofu Mehmed Paşa önüne getirildi. Orada Cellat Kara Ali tarafından boğularak idam edildi. Öldürüldüğü yaşının 50’yi geçtiği bildirilir.

Cesedi bir beygire bağlanıp Atmeydanı’na çınar altına atıldı. Bu çınar ağacı altına atılmış cesedi yeniçeriler tarafından parça parça edildi. Tarihçilerce bu tarihten itibaren, sağlığında “Tezkereci Ahmed Paşa” ismi kullanılmış iken, bu tarihten sonra Farsça “bin parça” anlamına gelen “Hezarpare” lakabıyla anılmıştır. Bir rivayete göre de, öldürüldükten sonra, çok şişman bir kimse olan sadrazamın yağları “Şehm-i ademi vecai mefaşika deva (mafsal ağrılarına iyi gelmektedir)” reklamıyla parça parça edilip, cahil ahaliye para karşılığı satılmıştır. Bu olaydan sonra kendisine “bin parça” anlamına gelen “Hezarpare” lakabı takılmıştır.

Hakkında Sadri Haşimoğlu

Buna da bakabilirsiniz

İlk Türk Uçağını Yapan Vecihi Hürkuş’un Hikayesi

İlk sivil ve askeri uçağı yapan ilk özel havayolu şirketini kuran ve aynı zamanda ilk …

Bir yanıt yazın