Warning: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI' (this will throw an Error in a future version of PHP) in /home/oltf3ucom/public_html/wp-content/themes/sahifa/functions.php on line 73
Ünlü “Yeşil Yol” Filmin Gerçek Hikayesi – Oltulu

Ünlü “Yeşil Yol” Filmin Gerçek Hikayesi

1944 yılında 20 Yüz yılın ilk yarısında ABD’nin Güney Carolina eyaletindeki Clanderon şehrinin Alcolu ilçesinde cereyan etti olay.
İnsanların genelde kereste fabrikasında işçi olarak çalıştığı ve güzel bir değirmeni olan bu kasabada o yıllarda komşular birbirine güvenir, evlerin kapıları asla kilitlenmezdi, yabancılar açık kollarla karşılanırdı.
İnsanların kendilerini güvende hissettikleri huzur dolu bir kasabaydı Alcolu.
İşte bu kasabada 23 Mart 1944 de on bir yaşındaki Betty June Binnicker ve yedi yaşındaki Mary Emma Thames adında iki kız, birden bire kayboldu, bütün gece boyunca yapılan aramalarda kızlardan bir ize rastlanmasa da ertesi gün iki kızın da cesetleri bir su kuyusu yakınındaki içi su dolu bir çukurda bulunmuştu, kızlar kafalarına vurulan oldukça sert bir cisimle öldürülmüş ve çukura atılmışlardı.
( Bazı anlatımlarda direkt kuyuya atıldığı söyleniyor.) Peki, bu iki küçük kızı kim öldürmüştü, dedektiflerin aramaları sonucunda bu iki kızla en son konuşan kişinin on dört yaşındaki George Stinney adındaki zenci bir çocuk olduğu tespit edildi. Ayrıca kızların cesetlerinin bulunduğu çukur ve kuyu civarında da onu inek otlatırken görmüştü iki başka küçük kız, hatta bu iki küçük tanık kuyudan su almak için oraya geldiklerinde George Stinney’in kendilerine buradan gidin, dolaşmayın buralarda, yoksa sizi öldürürüm, dediğini söylemişlerdi poliste ve mahkemede.
İşaretler birinci derecede Gerge Stinney’i şüpheli olarak gösteriyordu. Nitekim George Stinney’in kız kardeşi de çiçek toplamak üzere kırlara çıkmış olan Betty June Binnicker ve Mary Emma Thames’in yanlarına geldiğini, buralarda maypop denen çiçekten bulunup bulunmadığını sorduklarını, kendilerinin hayır burada bulamazsınız cevabı üzerine yanlarından ayrıldıklarını ve onları bir daha görmediğini söylemişti.
Her hâlükârda ölen iki kızı en son gören George Stinney idi, George Stinney’in en büyük hatalarından biri parmaklar kendisini göstermeye başladığında kaçarak evinin kümesine saklanmasıydı, nitekim kümeste yakalandı, kelepçelendi ve sorguya alındı, bir ay kadar süren sorgusu sonunda her iki kızı da kendisinin öldürdüğünü itiraf ettiği söylendi, hatta kızlardan büyük olana( Betty June Binnicker ) tecavüz ettiğini de söylemişti güya, lakin kendisi en fazla kırk kilo ağırlığında bir çocuk olduğu halde yaklaşık on dokuz kilo ağırlığında bir demir parçasını nasıl kaldırmış, nasıl iki kızın birden kafasına ayrı ayrı indirmişti?
Ayrıca on dört yaşında bir çocuk nasıl olmuş da biri yedi yaşında olsa da diğeri on on bir yaşında olan iki çocuğu birden su kuyusunun olduğu yere kadar üstelik elinde oldukça ağır bir demir olduğu halde sürüklemişti?
İşte bu soruların cevapları üzerinde durulmadı, kardeşinin ısrarla George benim yanımdan hiç ayrılmadı.
Cinayetin işlendiği söylenen saatlerde de hep benimle beraberdi diye ifade vermesi de bir işe yaramadı.
George Stinney 24 Nisan 1944 de yargılandı ve iki kız çocuğunu öldürmekten suçlu bulundu, mahkeme sadece iki saat sürmüş,
George Stinney’in doğru düzgün kendisini savunmasına bile fırsat verilmemiş, jürinin ‘’ Sanığı suçlu bulduk ‘’ demesi ise sadece on dakikalarını almıştı. İki saat süren tek celse ve sadece on dakika süren jüri görüşmesi sonunda karar ‘’ İdam ‘’ olarak belirlenmişti ve infaz elektrikli sandalyeye oturtularak gerçekleştirilecekti, olayın başka vahim tarafları da vardı: George Stinney güya suçunu itiraf etmişti ama ortada yazılı bir itiraf belgesi yoktu, mahkeme George Stinney lehine şahitlik yapacak olanların şahitliklerini kabul etmezken aleyhinde şahitlik edenler de zaten bir kaç kişiyi geçmiyordu ve Stinney’in avukatı kararı temyize götürmedi.
Kasabada bir hayli zenci olmasına rağmen ne mahkeme heyetinde ne de jüride tek bir zencinin olmaması da bu davanın ilginç olan bir başka yönüydü, tutuklanışının üzerinden seksen üç gün geçtiğinde George Stinney yeşil yoldaydı artık.
İnfazının gerçekleşeceği elektrikli sandalyenin bulunduğu odaya doğru yürüyordu.
Öldürülen kızların aileleri ve daha pek çok seyirci bu infazı seyretmek üzere elektriksiz olan sandalyelerinde yerlerini almışlardı.
George Stinney elektrik sandalyesine oturtuldu ama ne başına oturtulacak o tas şeklindeki nesne kafasına uyuyordu ne de yüzüne örtülecek bez parçası onun boyutlarına uygundu, kollarına ve kafasına bağlanacak kayışlar da uymuyordu dahası bu elektrikli sandalye yetişkin insanlara göre dizayn edildiği için George Stinney’in kafasındaki kaska elektrotları bağlamak amacıyla boyunun az daha yükseltilmesi gerekiyordu,
yeşil yolda koltuğunun altına sıkıştırdıkları İncil’i oradan alıp kıçının altına koyarak boyunu yükselttiler, böylece infazın engelleri ortadan kaldırılsa da George Stinney tam anlamıyla canını verene kadar tam üç kez vücuduna elektrik verildi, George Stinney bu şekilde öldürülmüştü ama ailesi de o kasabada kalamadı artık, yani kasaba halkı Stinney’in ailesini de cezalandırmıştı bir yerde, aradan tam yetmiş sene geçti.
2014 Yılında Stinney’in kız kardeşi ve diğer yakınları, üzerlerine sürülmüş bu kara lekeden kurtulmak ve onun adını temize çıkarmak için yeniden mahkemeye başvurdular, istedikleri şey yetmiş yıl sonra bir af belgesi almak değildi, çünkü onlar suçu olan affedilir, George’un hiç bir suçu yoktu diyorlardı, yetmiş sene sonra bir başka yargıç olan Carmen Mullen doğrudan doğruya George Stinney tamamen suçsuzdur, demese de 1944 yılında yapılan mahkemenin tam anlamıyla anayasal hakların çiğnenmesi olayı olduğunu itiraf etti ve idamından yetmiş yıl sonra George Stinney için beraat kararı verildi, bugün hala George Stinney’in tamamen masum olduğuna inananlar bir hayli fazla olmakla birlikte suçlu olduğuna inananlar da azımsanamayacak kadar çoktur ve o iki kızı eğer George Stinney öldürmediyse kimin öldürdüğü ortaya çıkarılabilmiş değildir.
George Stinney 1800 lü yıllardan günümüze gelinceye kadar idam cezası ile cezalandırılmış en genç insandır ama eminim ki böyle bir unvanın sahibi olmayı bu dünyada hiç kimse istemezdi.
Not: O günkü ABD yasaları ya da California Eyaletindeki yasalar 14 yaşında bir çocuğun idam edilebileceğini öngörüyormuş.
Yani 20. Yüzyılın ilk yarısında medeni ABD de on dört yaşındaki çocuklar rahatlıkla idam edilebiliyormuş.

 

Hakkında Oltulu

Bunu da okuyabilirsiniz

Fruktoz Nedir, Hangi Gıdalarda Bulunur ve Zararları Nelerdir

  Meyvelerin içinde doğal olarak bulunan ve meyve şekeri olarak bilinen fruktoz, son 30 yılda …

Bir cevap yazın